Fener Rum Lisesi: İstanbul’un Kırmızı Mektebi
Fener Rum Lisesi: İstanbul’un Kırmızı Mektebi

İstanbul’da bazı yapılar vardır; önünden geçerken sadece bir binaya bakmazsınız. Bir an durup “Burası kaç yıllık acaba?” diye düşünürsünüz.
Fener Rum Lisesi de onlardan biri.
Balat’ın yokuşlarını çıkarken, eski evlerin ve dar sokakların arasından bir anda karşınıza çıkan o büyük, kırmızı yapı İstanbul’un en dikkat çekici siluetlerinden birini oluşturuyor. Halk arasında “Kırmızı Mektep” olarak da bilinen Fener Rum Lisesi, yalnızca mimarisiyle değil, arkasında taşıdığı yüzyıllar boyunca da İstanbul’un en ilginç yapılarından biri.
1454’ten bugüne uzanan bir hikâye
Fener Rum Lisesi’nin hikâyesi İstanbul’un fethinden hemen sonrasına, 1454 yılına uzanıyor. Okul, Patrik Gennadios ile Fatih Sultan Mehmet döneminde Fener’de bir Rum eğitim kurumu olarak kurulmuş. Yüzyıllar içerisinde Patrikhane Akademisi ve Rum Mekteb-i Kebiri gibi isimlerle anılmış.
Okulun tarih boyunca yalnızca bir eğitim kurumu olmadığını anlamak için yetiştirdiği insanlara bakmak bile yeterli. Osmanlı döneminde Rum cemaatinin önemli isimleri, patrikler, din görevlileri ve devlet kademelerinde görev yapan bazı Rumlar burada eğitim görmüş. Ders programında ise dönemine göre teoloji, felsefe, klasik filoloji ve edebiyat gibi alanlar önemli yer tutmuş.
Yani bugün Balat sokaklarında gördüğümüz yapı aslında yalnızca eski bir okul değil; İstanbul’un eğitim ve kültür tarihinin de önemli parçalarından biri.
Peki bu görkemli bina ne zaman yapıldı?
Burada küçük bir tarih yolculuğu daha yapıyoruz.
Bugün gördüğümüz o devasa kırmızı yapı, 1881 yılında mimar Konstantinos Dimadis tarafından tasarlanıp inşa edildi. Dimadis’in adı, yapının kulesindeki bir kitabede de yer alıyor.
Binanın mimarisine baktığınızda neden İstanbul’daki diğer yapılardan bu kadar farklı göründüğünü hemen anlayabiliyorsunuz.
Geniş ve simetrik cephesi, iki yana doğru açılan kanatları ve tam ortasında yükselen kubbeli kulesi yapıya adeta bir saray görünümü veriyor. Neo-Bizans etkileri taşıyan yapı, kırmızı tuğlaları ve taş detaylarıyla özellikle Fener sırtlarında oldukça görkemli bir siluet oluşturuyor.
Ve tabii o meşhur kırmızı renk…

Neden “Kırmızı Mektep”?
Bunun cevabı oldukça güzel.
Binanın yapımında kullanılan kırmızı tuğlalar Fransa’nın Marsilya kentinden getirilmiş. Bu nedenle yapı zaman içerisinde halk arasında “Kırmızı Mektep” olarak anılmaya başlanmış.
Uzaktan bakıldığında bile tuğlaların rengi hemen fark ediliyor. Özellikle İstanbul’un gri bir sonbahar gününde veya yağmurdan hemen sonra buraya geldiğinizde kırmızı cephe ile ıslak sokakların oluşturduğu kontrast gerçekten etkileyici.
Bence Fener Rum Lisesi’ni görmek için yağmurlu bir gün seçmek bile başlı başına güzel bir fikir.
Şemsiyenizi alıp Fener’in yokuşlarından yukarı çıkarken bir anda karşınıza çıkan o kırmızı bina…
İşte İstanbul’un biraz da böyle anları var.
Fener Rum Lisesi’ne giderken yalnızca okulun kendisini görmeye odaklanmayın.
Burası Fener ve Balat’ın tarihi dokusunun içerisinde yer alıyor. Dar sokaklar, eski yapılar, yokuşlar ve Haliç’e açılan manzaralar eşliğinde yürümek gezinin kendisini oluşturuyor.
Fener Rum Lisesi de yüksek bir noktada bulunduğu için aşağıdan yukarıya doğru yaklaşırken farklı açılardan görülüyor. Özellikle Sancaktar Yokuşu tarafından yaklaşırken binanın geniş cephesi yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Benim tavsiyem burayı görüp hemen geri dönmek yerine biraz çevrede dolaşmanız.
Çünkü Fener’de asıl güzel olan şeylerden biri, nereye gittiğinizi tam olarak bilmeden bir sokağa sapıp İstanbul’un eski yüzlerinden biriyle karşılaşmak.
Fener Rum Lisesi aktif bir eğitim kurumu olduğu için burası klasik anlamda gezilip dolaşılan bir müze değil. Bu nedenle ziyaretinizi binanın dış mimarisini ve çevresini keşfetmek üzerine planlamak en doğrusu.
Zaten dışarıdan bakıldığında bile oldukça etkileyici.
Kırmızı tuğlalar, yüksek kule, kubbe ve Fener’in eski dokusu…
Bazen bir İstanbul yapısını tanımak için içine girmek gerekmiyor.
Fener Rum Lisesi’ni ilk kez gördüğünüzde muhtemelen aklınıza gelen ilk şey “okul” olmayacak.
Büyük ihtimalle bir şatoya benzeteceksiniz.
Ama belki de onu güzel yapan şey tam olarak bu. Yüzyıllardır eğitim verilen bir okul, bugün İstanbul’un en ikonik yapılarından biri olarak Fener’in tepesinde duruyor.
Bir dahaki Fener-Balat gezinizde, kalabalığın peşinden gitmek yerine biraz yokuş çıkın.
Kırmızı Mektep’i bulun.
Sonra bir an durup binaya bakın.
İstanbul’un 1454’ten bugüne taşıdığı hikâyelerden birinin tam karşısında duruyor olacaksınız.

